﴿ مَا يَأۡتِيهِم مِّن ذِكۡرٖ مِّن رَّبِّهِم مُّحۡدَثٍ إِلَّا ٱسۡتَمَعُوهُ وَهُمۡ يَلۡعَبُونَ ﴾
Sûratu'l-EnbiyâRablerinden kendilerine her yeni öğüt geldiğinde,...
﴿ لَاهِيَةٗ قُلُوبُهُمۡۗ وَأَسَرُّواْ ٱلنَّجۡوَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ هَلۡ هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٞ مِّثۡل... ﴾
Sûratu'l-EnbiyâKalpleri başka şeylerle meşguldür. Zulmedenler, ar...
﴿ قَالَ رَبِّي يَعۡلَمُ ٱلۡقَوۡلَ فِي ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ ﴾
Sûratu'l-EnbiyâPeygamber, (onlara) dedi ki: “Rabbim yerdeki ve gö...
﴿ بَلۡ قَالُوٓاْ أَضۡغَٰثُ أَحۡلَٰمِۭ بَلِ ٱفۡتَرَىٰهُ بَلۡ هُوَ شَاعِرٞ فَلۡيَأۡتِنَا بِـَٔايَةٖ كَمَ... ﴾
Sûratu'l-EnbiyâOnlar, “Hayır, bunlar (Kur'an) anlamsız rüyalardır...
﴿ مَآ ءَامَنَتۡ قَبۡلَهُم مِّن قَرۡيَةٍ أَهۡلَكۡنَٰهَآۖ أَفَهُمۡ يُؤۡمِنُونَ ﴾
Sûratu'l-EnbiyâOnlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir memleket halk...
﴿ وَمَآ أَرۡسَلۡنَا قَبۡلَكَ إِلَّا رِجَالٗا نُّوحِيٓ إِلَيۡهِمۡۖ فَسۡـَٔلُوٓاْ أَهۡلَ ٱلذِّكۡرِ إِن... ﴾
Sûratu'l-EnbiyâSenden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz bir...
﴿ وَمَا جَعَلۡنَٰهُمۡ جَسَدٗا لَّا يَأۡكُلُونَ ٱلطَّعَامَ وَمَا كَانُواْ خَٰلِدِينَ ﴾
Sûratu'l-EnbiyâBiz onları yemek yemez birer ceset kılmadık. Onlar...
﴿ ثُمَّ صَدَقۡنَٰهُمُ ٱلۡوَعۡدَ فَأَنجَيۡنَٰهُمۡ وَمَن نَّشَآءُ وَأَهۡلَكۡنَا ٱلۡمُسۡرِفِينَ ﴾
Sûratu'l-EnbiyâSonra onlara verdiğimiz sözümüzde durup, onları ve...
﴿ لَقَدۡ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكُمۡ كِتَٰبٗا فِيهِ ذِكۡرُكُمۡۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ ﴾
Sûratu'l-EnbiyâAndolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bü...
﴿ وَكَمۡ قَصَمۡنَا مِن قَرۡيَةٖ كَانَتۡ ظَالِمَةٗ وَأَنشَأۡنَا بَعۡدَهَا قَوۡمًا ءَاخَرِينَ ﴾
Sûratu'l-EnbiyâBiz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçir...
﴿ فَلَمَّآ أَحَسُّواْ بَأۡسَنَآ إِذَا هُم مِّنۡهَا يَرۡكُضُونَ ﴾
Sûratu'l-EnbiyâOnlar azabımızı hissedince, hemen oradan süratle k...
﴿ لَا تَرۡكُضُواْ وَٱرۡجِعُوٓاْ إِلَىٰ مَآ أُتۡرِفۡتُمۡ فِيهِ وَمَسَٰكِنِكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تُسۡـَٔلُون... ﴾
Sûratu'l-Enbiyâ(Onlara): “Kaçışmayın. İçinde bulunduğunuz refaha...